Perihan Hanım!
İstanbul’un henüz birbirinden ayrı dünyalar halinde yaşayan zevk ve kültür iklimleriyle parçalanmadığı günlere gidiyoruz; caddelerinde ağır ve kalantor Amerikan arabalarının azametli görüntüsünden utanır gibi tenha ve mahcup seyrettiği, balıkçı kahvesindeki gramofonla en şatafatlı gazinolarda aynı şeyleri terennüm eden nağmelerin uçuştuğu, Boğaz baliklarinin bir ekmek fiyatına fukara sofralarını bile teşrif edebildiği bir İstanbul için kapatın gözlerinizi. [...]