Gazi, tab’en demokrat mıydı?
“Dindar nesil” konusu hâlâ tartışılıyor; haftaya unutmuş oluruz. Eğer bilinçli bir gündem belirleme taktiği ise Başbakan’ın danışmanlarını kutlamak gerekir; iyi işti! Gençliğe Hitâbe meselesinin de sonlarına doğru geliyoruz. “Aslında kim yazdı?” tartışması uzun süre gündemde kalmaz. Netice itibariyle metni İsmet Paşa’nın yazma ihtimâli vâridse bile çok belirleyici ve mânidar değildir; böyle önem atfedilen konuşmaların daima [...]
Devlet tepkisi: ‘Hepsi müttehimdir!’
Dersim’de devletin niçin gereğinden fazla haşin ve nisbetsiz güç kullandığını anlamak için, hadiseden yıllarca önce Menemen’de vukubulan Kubilây hadisesinin pek bilinmeyen bir yönüne eğilmekte fayda var. Aşağıda zikredeceğim örnek, bize kısaca o dönemde “Devlet refleksi”nin ölçülerini ve karar mekanizmalarının iç yüzünü gösteriyor. Bu bilgileri iki yıl önce (21 Kasım 2009) yayınladığım “Çekiç ve Çivi” başlıklı [...]
Kanunî zulüm, meşrû şiddet!
Dersim Tenkili konusunda devletin niçin lüzumundan fazla sert ve abartılı şiddete başvurduğunu zihinde netleştirmek için, bir politikacı olarak Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın problem çözmekte tercih ettiği usûl, alışkanlık ve davranışları kavramak lâzım. Yapmak istediği şeyleri engelleyen unsurlara karşı yaklaşımı iyi anlaşılmalıdır. 1918 sonbaharında M. Kemal Paşa hiyerarşik üstlerine bağlı bir generaldi. Samsun’a üstlerinin bilgisi ve [...]
Kaybeden idare fırkasıdır çocuk!
Hürriyet refikimiz, üç gün boyunca Şehriban Oğhan’ın kaleminden çok dikkat çekici bir yazı dizisi yayınladı; bu dizi, Atatürk’ün özel kalem memurlarından Ali Rıza Erdim’in (Bebe) hâtıratından yapılan özettir. Hâtıratın hikâyesi ilginç: “Bebe” Rıza, yaşlanınca (1973 yılında) bildiklerini anlatmak için güvenilir bir gazeteci aramış ve Seyfettin Turhan’la on kaset uzunluğunda iki celselik bir görüşme yapılmış ama [...]
Okumaya dair
Bir kısmı şöyle: “Biraz ağır olmamış mı; şimdi sizi dava ederlerse ne yapacaksınız?..” Bir başkası, “Fikirleri 90 yıldır revaçta diyorsunuz; ya birisi bize 1400 yıl önce yaşayan birinin yolundan gidiyorsunuz derse ne yaparız?” derdinde. Eleştirilerin genel havası, “Siz işgal kuvvetlerinin yönetiminde mi doğup büyümeyi tercih ederdiniz; namaz kılıp, oruç tutuyorsanız Atatürk’ün sâyesinde” civarında fakat itiraf [...]
Benim Atatürk filmimin sinopsisi
Benim Atatürk filmimin “sinopsis”i şöyle: 1926 Yılı. Reisicumhur M. Kemal Paşa’ya İzmir’de suikast hazırlığı yürüten Ziya Hurşit, İsmail ve Gürcü Yusuf, eylemden sonra kendilerini kayıkla kaçıracak Giritli Şevki’nin ihbarıyla yakayı ele veriyorlar.
‘Üptük, yoktur çaremiz’
“…10 Kasım sabahı ‘terki hayat etmişlerdir’le biten son raporunu hususi dairede bana yazdırırken Dr. Neşet Ömer meslek alışkanlığıyla ne serinkanlı ve ne de telaşsızdı. Saray koridorlarında bir koşuşma oldu. ‘Salih Bozok kendini vurdu’ sesleri işitildi. ‘Mutat zevat’tan Bozok’un ‘O ölürse ben de yaşamam’ dediğini hep duyuyorduk (…) ‘Mutat zevat’tan harakiriye başkaca iltifat eden olmadı. 12 [...]
Atatürk; asıl şimdi
Bir arkadaşla çocukluk günlerimiz hakkında sohbet ediyorduk. “Benim yaşadığım şehirde” dedi, “Beton Mustafa diye bir semt vardı, çevremdeki herkes aynı şeyi tekrarlayınca çocuk kafamla böyle bir mahalle olduğuna hüküm getirmiş olacağım ki, ben de yeri geldikçe bu ismi kullanmaya başladım. Sonradan bunun resmî isim olmadığını, uydurulmuş bir lakap olduğunu öğrendim; büyüklerim de böyle söylememem gerektiğini [...]
İncir gemisi
Hadise 1918′in Kasımı’nda geçiyor; belki de Aralık. Mustafa Kemal Paşa, Suriye cephesi’ndeki Yıldırım Orduları Grup Kumandanlığı kaldırılınca 7 Kasım itibariyle Harbiye Nezareti emrine alınıp İstanbul’a doğru yola çıkıyor. 13 Kasım’da İstanbul’dadır; tam da işgal gemilerinin Haliç’e demir attığı gün. “Yorgun Savaşçı”lar birer-ikişer pâyitahta dönüş demleri… Gerisini Falih Rıfkı Bey’in ifadesinden özetleyerek naklediyorum:
Atatürk Anayasa Mahkemesi’ne niçin lüzum görmemişti
Ortada tuhaf ve çelişkili bir durum var: 1924 tarihinde Büyük Millet Meclisi’nin kabul ettiği Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (yani Anayasa), kanunların anayasaya uygunluğunu denetleyen bir yüksek mahkemeyi öngörmemişti ve 1924 Anayasası Mustafa Kemal Paşa’nın anayasasıydı. Bu anayasa 1945′e kadar muhtelif değişikliklere uğradıysa da temel felsefesini muhafaza etmiştir; bu bakımdan Atatürkçülük kavramının en temel ve fizikî siyaset [...]