Kıbrıs’a evet ama AB’ye hayır
Annan Planı aracılığı ile Kıbrıs meselesinde çözüm için yapıcı adımlar atılmasını, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılmasının önşartı gibi takdim edenleri anlamak zor değil: “Kıbrıs çözülmeden AB’ye giremezsiniz” dayatmasında bulunanların kendince hesabı vardı; AB’nin yöneticileri, bizi “havuç ve sopa” arasında bir tercihe zorlamakta kendilerince haklıdırlar ama bizim bu hesaba güvenip bel bağlamamız, hafifletilmiş tâbirle “sâfiyâne” olur.
Hacet kapıları
Avrupa Birliği’ne tam üyelik maceramız, mahkum edildiğimiz aykırı ve abes zihin kategorisini bütün boyutlarıyla fark etmek bakımından kolay anlaşılır bir laboratuvar atmosferi sunuyor. Şimdi soğukkanlılıkla meseleyi basitleştirerek ve şıklandırarak şerhetmeyi deneyelim: -Avrupa Birliği, “sanayi ötesi” üretim teknolojisine terfi etmiş çekirdek ülkelerin önderliğinde gerçekleştirilmeye çalışılan bir medeniyet projesidir. “-Milli devlet” ölçeğini aşan ve asgari müşterek değerlere [...]
“Ben sana hayran; sen çama tırman”
Fernand Braudel, “Uygarlıkların Grameri” isimli eserinde baktığımız; ama görmediğimiz bir hakikati hatırlatıyor; “Batı” ismine izafe ettiğimiz farklı medeniyetler vardır ve bunların içinde sadece “endüstriyel medeniyet” dediğimiz türü bugün şaşaasıyla gözleri kamaştırmaktadır. Nitekim Sovyet Bloku’nun kendi ağırlığı üzerine çökmesiyle topyekun “Batı” kavramı içinde mütalaa ettiğimiz nice unsurun hiç de imrenilecek bir yanı olmadığını gördük.