Çoook ‘hayırlı’ oldu!
Dün, hep birlikte çok güzel bir şey yaptık: Türk toplumunu meydana getiren fertler olarak dün, milletle devletin ortaklaşa hukukunu düzenleyen çok önemli bir temel belge hakkındaki fikrimizi açıkladık. İlk defadır ki anayasanın özüne dokunan bazı önemli konularda şahsi görüşümüzü belirttik. İnşallah yol olur; inşallah alışkanlık yapar, inşallah önümüzdeki birkaç yıl içinde, bundan daha iyi hükümler [...]
Faruk’a açık mektup
Sevgili dostum; evet, hukuka riayetsizlik ettim; hayli zamandır gülden nâzik hâtırını sual etmedim fakat biliyorsun, gönlümdeki yerin müstesnâdır. Dükkâna son uğradığımda şubat soğuğu bıçak gibi kesiyordu. Başında kalın yün bere, sırtındaki lacivert işçi önlüğü altına giydiğin keçe yelek ve onun altındaki Selânik örmesi yün fanilanla yine herkesten ziyade zemheri ayazına karşı bilcümle pusatını kuşanmıştın. Yaz [...]
CHP’nin ‘sôl’ bacağı
Bizim gazeteler haberi, “Kendi kalesine penaltıdan gol attı” diye verdiler. Bir futbolcu kendi kalesine gol atar; isteyerek de atar, istemeyerek de atar fakat bu işi penaltı atışı esnasında yapabilmesi aklımı karıştırdı. Zihnimde canlandıramayınca hızla futbol kültürümü gözden geçirdim: Evet, zannederim 70′li yıllarda böyle bir hadise olmuştu ve ben bunu yıllar sonra bir takvim yaprağının arkasındaki [...]
Eklem çıtırtısı, kemik kütürtüsü…
CHP’nin parti grubundan çıkarılabilecek en masif ve pırıltısız Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nu anlıyor hatta acıyorum. Kaset hadisesi ile referandum arasındaki üç-dört aylık zamanda şapkadan “hooples” diye tavşan çıkarmasını beklemek haksızlıktı. Neredeyse bir asırlık kireçlenme tutmuş partinin eklem yerlerini. Demokrasi için gerekli fundamental (Yani nedir bunun Türkçesi birader, TDK uyuyor mu? “Esas, temel, olmazsa olmaz, birincil, köklere [...]
Gülümse celladına…
Sahur vakti “geçgeç” keyfi yaparken, Kadıköy iskelesinde ayaküstü röportajla referandum anketi yapan bir TV kanalına rastladım; durum 27′ye 4 hayırcıların lehineydi ve fark giderek açılıyordu!.. Vay canınaydı! Gülümsedim… Gece yarısı mezarlıktan geçmek zorunda kalanlar da buna benzer bir şey yaparak korkularını uzaklaştırmak için ıslıkla “Bu fasuliye ikibuçuk lira” türküsünü çalmazlar mıydı?
İş inada bindi; bu inşaatı yapacağız
Anketlerdeki bâriz üstünlüğe bakıp hayırcı cepheyi küçümsememek lazım. Şimdiye kadar tezim, sadece değişiklik paketindeki maddelerin sağlamlığına dayanan bir iyimserlikti; “Böyle makul ve demokratikleştirici değişim hamlesinin kabul görmesi, suyun alçağa akmasını andırır tabii bir şeydir” diye düşünüyordum. Anketler de aynı eğilimi teyid edince “tamam” dedim içimden, “Oylama tarihine kadar evetler daha da artar, hayırlar daha azalır.”
Referandum psikolojisi
Referandumun hangi psikolojik atmosferde geçeceği üç aşağı, beş yukarı belirginleşti. Görünen şudur: Referandum artık teknik anlamda sadece bir referandumdan ibaret değildir, tarafların ölüm-dirim meselesi haline getirdiği politik bir kamplaşma ve hesaplaşmadır! Savaş meydanından biraz uzağa, mümkünse biraz yükseğe çıkıp olup biteni ana hatlarıyla görmek için gözlerimizi kısarak bakalım: Referandum, bir anayasa değişikliği sebebiyle yapılıyor. 1982 [...]
Kaybetmeyebilirdiniz ama kaybedeceksiniz
Anketler bir ay kala, daha şimdiden eveti gösteriyor; zannımca evetler 12 Eylül’e doğru giderek artacaktır. E, ne olacak şimdi? Bakın şuraya yazıyorum; Evetler galebe ettiği gün çeşmelerden bal ve süt akıp kuzu kurd ile gezecek değildir ama evetlerin galebesi, hayırcıların etkisizleşmesi bakımından anlamlı. Halkoylaması şimdi farklı bir anlama büründü.
Evet!
Peşinen söyleyelim; referandumda kimse “evet” oyu vermek zorunda değil fakat “hayır” diyeceklerin, şöyle daha elle tutulur, daha inandırıcı gerekçeler göstermesi lâzım gibime geliyor; nitekim hayırcı taife içinde bana göre en tutarlı ve en muhteşem gerekçeyi, Kılıçdaroğlu söylemiş bulunuyor: “Hayırda hayır vardır!” İyi de, özü itibariyle “sağcı” bir slogan değil mi bu?