Kılıçdaroğlu’dan ‘uhrevî siyaset’ açılımı!

Beş gün memleket gündeminden uzakta kalmak, zihin sağlığı üzerinde güzel bir kaplıca tedavisi etkisi yapıyor.

Evliya Çelebi Balkanlarda Sempozyumu dolayısıyla Makedonya Cumhuriyeti’nde önemli temas ve incelemelerde bulunmaklığım iktiza etti bir süre – bu ‘temas ve incelemelerde bulunmak’ tâbirine bayılıyorum. Pek çok önemli adamın hayat hikâyesinde böyle ibâreler vardır; meselâ, “Felân olguları yerinde izledi”, “Filan yerlerde gözlemlerde bulundu, araştırmalar yaptı” gibi yuvarlak ifadeler, kişinin -hep de yurtdışında olur böyle yarım-yamalak ilmî faaliyetler!- esasen o kişinin çoğu zaman şurada burada aylâk aylâk gezinip durduğunu, ara sıra bazı eğitim programı ve sertifika kurslarının önünden geçerken kurum tabelasına dikkat kesildiğini gösterir. Benimkisi de o hesap; temaslarda da bulundum, incelemeler de yaptım; özellikle Balkan köfteciliğinin esrârı ve Boşnak kol böreğinin muhtelif versiyonları üzerinde çok kafa yordum, çok derin tesbitlerde bulundum!


Yazının devamını okuyun »

Muhafazakârlar önce klasiklere dokunsun da…

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Prof. Dr. Mustafa İsen’in, muhafazakâr estetik ve sanatın normlarını ve yapısını oluşturmak yükümlülüğünden bahseden beyanatı hayli yankı buldu ve muhtelif yorumlara yol açtı. Mustafa İsen, sahasında verimli eserler kaleme almış önemli bir Türk edebiyatı âlimidir ve sözleri, hem şu an yürüttüğü görevi hem de konuya içeriden bakan bir gözlemci sıfatıyla ciddiye alınmayı hak ediyor.

“Muhafazakâr estetik ve sanatın normlarını ve yapısını oluşturmak” çok iddialı bir tezdir. Bu görevin içini lâyıkıyla dolduracak durumda olmadığımızı öncelik ve önemle belirtmek isterim. Bana göre bunun üç önemli sebebi var: İlki beşerî kadro yetersizliğidir; ikincisi ise norm ve yapı oluşturmanın gerektirdiği toplumsal kıvama (sahici toplumsal talep) henüz erişememekliğimiz…


Yazının devamını okuyun »

İntikam, kan sucuğu değildir

Eh, kırk sene olmuştur herhalde, E. M. Remarque’ın Varlık’tan yayınlanan “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” romanında okuduğum o sözü, nasılsa hâlâ unutmamışım; kahramanlardan biri, ötekine “İntikam kan sucuğudur” diyor. Önce anlamadım, mutfak kültürümüzde kan sucuğu diye bir kavram yok; Avrupa’da varmış ama. Sonradan bildim ki, Türkçe’yi yine batı kültüründen geçen, “İntikam soğuk yenen bir yemektir” vecîzesine denk bir anlam ihtiva ediyormuş.

Bu sözlerin bir hukuk düstûru olmadığını izaha gerek yok; aksine şahsî bir duygunun tahlili olarak görmek lâzım. Hukukun varlık sebebi, intikamı değil adaleti tecelli ettirmektir. Pratikte çoğu zaman öyle görünse de yargı, intikamı değil hakkaniyeti, hakkın iadesini, adalete uygunluğu, “nasfet” hissinin tatminini gözetiyor; arada çok mühim fark var.


Yazının devamını okuyun »

Eşyaya ve mekâna oruç tutturmak!

Evvelâ bir açıklama: Bu yazıda bahsi geçecek “Türk evi” tâbiri, etnik ve milliyetçi bir muhteva taşımıyor; tarihi zaman içinde müesseseleşmiş, boyutlarını bulmuş, ayrıntıları oturmuş bir kültür varlığına işaret ediyor.

Üstelik önemle bilmemiz gerekir ki, uzak dedelerimiz Anadolu yarımadasına geldiklerinde, burada yerleşik ve kadim esaslı bir mimarlık geleneği ile karşılaştılar ve etkilendiler. Etkilenmeleri çok tabii idi çünkü uzak dedelerimiz, bizim gibi her konuyu, “Biz-onlar” zıtlığı içinde kavramıyorlar, aksine çok daha basit ve insâni ölçülere başvurarak algılıyorlardı. Ermeni ve Rum mimarlık geleneği, dedelerimizin iskân ve mesken kavrayışını etkiledi, zenginleştirdi; bu esas üzerinde on asırlık “Yerli” bir mimarlık geleneği yaşadı; tâ ki apartman çağına kadar…


Yazının devamını okuyun »

Tuzu tuzlayalım!

Evvelâ küçük bir hatırlatma notu: Emekli paşaların hâtıralarından biliyoruz:

Türkiye’de darbe heveslisi askerler, meşruiyetin kaynağı diye bildikleri yargıdan, basından ve üniversite ulemâsından pek çekinir, en evvel onların tasvibini almaya bakarlarmış! Anayasa, siyasî partiler, Meclis gibi teferruat önemli değil; varsa yoksa bu üçü…

Belki de o yüzdendir; zihnimde 28 Şubat’la ilgili en kötü hatıra, Sincan’da tankları yürüten paşalar değildi; curnataya yetişemediği için komutana rica edip tanklara bir tur daha attırdığı ileri sürülen gazeteciler de değildi; Genelkurmay’daki brifinglere âdeta seğirterek giden iki topluluğun fotoğrafını unutamam: Yüksek yargı mensupları ve üniversite yöneticileri.


Yazının devamını okuyun »

Keşke…

Meral Okay’ın vefatı, basınımızın fay hatlarında ilginç ürpertilere yol açtı; sevenleri, beni de şaşırtan bir hissiyatla ardından güzel uğurlama (Nekroloji) yazıları kaleme aldılar.

Vakit gazetesi ise, herhalde senaryosunu yazdığı son diziden hoşnutsuz oldukları için “O kadın” ifadesini tercih etti. Üzerlerinde yoğunlaşan ayıplama baskısından sıyrılmak için, “İşte o kadının vasiyeti” başlığıyla Meral Okay’ın öldükten sonra yakılmak istediğini ileri sürdüler. Yakışıksız oldu. Ölenin ardından sevimsiz konuşmamak gerektiğini hatırlatmaya lüzum yok.

“O büyük kapı”dan geçenler, mutlak hakikate dokunuyor zaten. “Ölüm büyük bir şeydir!”


Yazının devamını okuyun »

Dönüşüm diye ‘TOKİ’ler çoğalmasın!

“Kentsel dönüşüm”, kötü bir Türkçe ve ne yazık ki dil meselesine aldırış etmeyen bürokrat ve akademisyenler yüzünden bir çirkinlik hâlinde dilimize yapıştı kaldı. Pekâlâ “şehir dönüşümü” de tercih edilebilirdi. Nişanyan’ın etimolojik sözlüğüne göre kent İranî menşelidir, Sogdca’dan geliyor ve 20. yüzyıla kadar küçük yerleşim yeri mânâsına kullanılırken “Devrim” esnasında yanlışlıkla Öztürkçe zannedilip matah bir şeymiş gibi “Şehir”in kanına ekmek doğranmıştı.

Çirkin terkip ama doğru fikir.


Yazının devamını okuyun »

Yazmamalıydım ama…

Ayşe Böhürler hanımefendi, geçtiğimiz cumartesi Yeni Şafak’ta, “12 Eylül sonrası İslamcılar”ın hâlini anlatan samimi bir otokritik kaleme aldı.

Yazısının sonunu ise şöyle noktalamayı tercih etmiş: “Ahmet Turan Alkan’ın Şenlikoğlu röportajından yola çıkarak ‘İslamcılar Özeleştiri Yapabilir mi?’ yazısını okurken acaba A.T.Alkan ‘Hiç içinde bulunduğu guruba içerden özeleştiri yapabilmiş midir?’ diye sormadan edemedim. Yoksa eleştirilemeyecek kadar kusursuz mu görüyor her şeyi!”


Yazının devamını okuyun »

Heey dostum, padişah geliyor; okey?

Entelektüel olmanın ilk raconu, ahalinin yaptığı ve mûtad edindiği şeylerden uzak durmaktan geçiyor; bu minvâlde, “Hangi diziyi seyrediyorsunuz?” sorusunun klasik cevabı şöyledir:

-Dizi mi, ne dizisi; ben dizi seyretmem, çok bânâl!

Tabii bu esnada yüzünüzü kertenkele görmüş gibi buruşturmanız da şart!


Yazının devamını okuyun »

‘Mamanı yemezsen solcu amcalar gibi olursun yavrum!’

Eski CIA’cı Graham Fuller, Türkiye’de daha çok sol hareket görmek istiyormuş; buna daha ziyade solcular şaşıracak galiba, çünkü Mr. Fuller, 1980 sonrasında Türkiye’de CIA’nın istasyon şefi olarak görev yaparken sol cenahla arası pek iyi değilmiş.

İyi ama çelişki değil mi söyledikleri? Değil elbette; Fuller’in temennisi, solcu sayısının artmasıyla değil, solun niteliği ve kalitesiyle ilgili bana göre.


Yazının devamını okuyun »

Mobify empowers marketers and developers to create amazing mobile web experiences. Tap to learn more

Mobify