Sadeleştirme hakkında düşündüklerim: Lem’alar

Bilenler farkında fakat büyük çoğunluk, şu esnada çok önemli ve ateşli bir edebî tartışmanın yaşandığından habersiz.

“Derin Türkiye” Bediüzzaman’ın Risale-i Nur Külliyatı’ndan Lem’alar’ın sadeleştirilmiş baskısını konuşuyor. Münakaşanın can alıcı noktası, “Risâleler sadeleştirilemez; olduğu gibi muhafaza edilmeli” görüşüdür.

Baştan söyleyim: Bendeniz evvelâ edebî metinlerin sadeleştirilmesine öteden beri muhalifim. İki- Aslında, “İçerden” konuşma salahiyetim de yok, çünkü Nur talebesi değilim. Öyleyse söyleyeceklerimi birinci şık üzerine binâ edeceğim, siz de öyle değerlendiriniz lütfen…

Evet, sadeleştirmeye karşıyım. Hiçbir sadeleştirme (veya tercüme) aslını ikâme edemez ve mânâdan bir şeyler eksiltir; çünkü böylelikle, eserin aslına ve rûhuna temasın fiilen ortadan kalkacağını düşünüyorum. Edebiyat ve tarih yayıncılığımızdaki sadeleştirmeler, genellikle aslının dolaşımdan çekilmesi, buna mukabil suyunun revaç görmesi neticesini doğuruyordu. Son yıllarda asıl metne birebir sâdık tarzda yayınlar çoğaldı; doğrusu da budur zaten.

Bediüzzaman Said Nursi risâlelerinin yüklüklerin, musandıraların en kuytu yerlerinde saklandığı, onlardan ancak imâ ile bahsolunabildiği günleri gördüm; Nurcu tevkifatlarına defalarca şahit oldum. Hamdolsun o günler geride kaldı. Bediüzzaman’ın te’lifatı aslına sadâkatle defalarca yayınlandı; Nur talebeleri bu hususta muazzam emekler ve fedakârlık gösterdiler. Risâleler semeredâr oldu; insanlar, çok dar ve kötü zamanlarda imânı omuzlayan bu eserleri dün olduğu gibi bugün de başlarının üstünde taşıyorlar. Yani Risâleler’in aslı itibariyle görünmez hale getirilmesi, piyasadan çekilmesi gibi bir tehlike yok; buna rağmen talebeleri ve sevenleri, sadeleştirilmiş Lem’alar’ı anlaşılabilir bir mantıkla eleştiriyorlar. Son derece tabiidir ve saygıyla karşılanması gerekir ve esasen onları cerh etmek gibi bir niyetim de yok.

Lâkin mevzû ateşteki kestanedir ve Üstâd’ın hâtırasına duydukları fart-ı muhabbetle yazacaklarımı yanlış anlamaya meyyâl bir kitlenin infiâlini celb etmek gibi sevimsiz bir ihtimâli de görüyorum. Ne var ki, ben de bu meselede -ucundan da olsa- tarafım. Şöyle: Gündelik gailelerine rağmen sadeleştirmeye birkaç seneden beri muazzam emek sarf eden Adnan Kayıhan ve M. İlhan Atılgan’ı yakından tanıyorum; bu gençler Türkçe bilgilerine, zevklerine ve en mühimi Risâle aşklarına kefil olabileceğim pırıl pırıl insanlardır. Yayınından önce metnin bir kısmını taslak halinde görüp incelemek fırsatım da oldu; bu esnada bazı ibârelere verilen karşılıklarda tereddüd ettim, “Şöyle olsaydı daha mı iyi olurdu?” türünden fikir yürütürken gördüm ki sadeleştirme netâmeli bir uğraştır ve dört dörtlük bir sadeleştirme, sadece teorik bir hülyâdır. Böyle düşünmeme rağmen şu hakikati de görüyorum: Eğer günün birinde Risâleler’in sadeleştirmesi gerekirse -ki bence böyle bir ihtiyaç vardır-, bu iki genç adamın Türkçedeki hassasiyet ve ehliyetleri liyâkat derecesindedir.

Nitekim sadeleştirilmiş Lem’alar’ın taze baskısı elime değdiğinde, “Bakalım metin nasıl akıyor, aslı ile sadeleştirilmiş hâli arasında kalite ve anlam kaybı var mı?” merakıyla, özel bir dikkatle okudum. Çok hoşuma gitti, beğendim, “Aferin gençler, Allah emeğinizin mükâfatını versin” diye gıyablarında hüsn-i temennîde bulundum. Velev ki, Bediüzzaman’ın eserleri, Osmanlıcası’ndan ilk defa Latin harfleriyle çevrilseydi sadeleştirmeye öfkelenen zevât arasında ben de bulunurdum ama “El insafu nısf’id-Dîn”; Bediüzzaman sadece talebelerine ve muhiblerine mi hitâb etsin? Ona zihnen ve fikren çok uzakta duran insanların bilgi ve kanaat sahibi olmak hakları yok mudur? Gençlerin, yurtdışındaki vatandaşlarımızın, Bediüzzaman’ın adını çok duymuş olmakla beraber onun eserlerine temas imkânı bulamamışların böyle “Sehil” bir metinden yola çıkmalarında nasıl bir beis olabilir?

Aslı hemen yanı başınızda duruyor; hatta dileyenler için İslâm harfleriyle tertib edilmiş baskılar bile mevcut. Binaenaleyh, yeni bir okuyucu kitlesine ulaşmak için verilen bu emeği hoş görmeseniz bile anlayış ve sabırla telakki etmeniz gerekmez mi efendim? Orijinaliteye sadâkat talebi ne kadar mâkul ve anlaşılır ise, yeni okuyuculara hitab imkânına sabır ve hoşgörü gösterilmesini beklemek, Nur talebelerine çok daha yakışan bir tutum olur diye düşünüyorum nâçizâne.

Yazıyı Paylaş

İlgili yazı bulunamadı.

Ahmet Turan Alkan - 3 Şubat 2012

Kaynak: http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1239451

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler: efendimiz, risale

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

  • http://profile.yahoo.com/SSVFJ4XOVSIGSI54NHBDVJHPLU Cem Kaan

    sadeleştirmeden yana değilim, acaba Üstad hayatta olsa izin verir miydi? Şu dünya saadeti için hergün acaba kaç tane frengi terim ve kelimesi öğreniyoruz. Bir zahmet gençlik ve müştak olanlar o ulvi kelimeleri anlamaya gayret etsinler. Hizmetler, hizmet fedaileri çalışacaklar ve tanımayanlara izah edecekler, Nur hizmetindeki mümtaz insanlar kitaplarıyla bir bakıma Nurları tefsir edecekler. Ben bu eserlerden müstefid olmuş ve anlamak için de defalarca okumuş, lügatlere bakmış, bilenlerin atmosferine dahil olmuş biri olarak bu konudaki hakkımı sizlerin bu safi düşüncenize feraget edemeyeceğim.

  • http://twitter.com/abdi_karacali Abdullah KARAÇALI

    Rabbim sizin iyi niyetli gayretlerinizden haberdardır. Şu vakte kadar edindiğiniz ilm-risale için de mükâfatınızı muhakkak alırsınız. amma velakin öyle bir vakte erdik ki insanların çoğu sizin gösterdiğiniz ehemmiyeti gösterecek kaliliyete ya da zamana sahip değil. Şu halde insanların imanlarınıı tazelemek iddiasında olan kitaplar amacına hizmet ettikten sonra neden sadeleştirilmesin? Bu kitaplardan murat anlamak değil mi? Artık talebe hoca peşinde koşmuyor; hoca talebe peşinde koşuyor.

  • Haci Tasan

    Efendim Risaleler birçok dile çevrilmiş ve bu çeviri de çok mühim hizmetler görmüş. Bu dile çevrilen Risale-i Nur’lar zannımca gayet iyi anlaşılmıştır fakat galiba Risale-i Nur’u hakkıyla anlamayan bir bizim milletimiz. Osmanlıca maalesef bilinmiyor ve Risalelerin de anlaşılabilmesi için ayrıca ciddi bir gayret gerektiriyor. Ulaşılması gereken insanlara Risale-i Nurlar’ın ulaşabilmesi için bir nevi aracılık yapan bu hizmetlerin yanlış anlaşılmaması gerekir. Nitekim Allah’ın Sadık Kulu filmiyle Bediüzzaman Said Nursi birçok insana anlatılabilmiş oldu.

  • http://twitter.com/aselas2011 aselas2011

    Gündemi sen belirlemessen gündem seni belirler.Şimdi ehil eller bunu yapmazsa sonra ehil olmayan eller yapmaya kalkar,sende bakarsın.Şimdi burda şöyle bir konu var.Pisikolojiyle tasavvufu aynı anda irdeleyemiyen bizler,secret,yüzde yüz düşünce gücü gibi kitapların tesirlerinde kaldık.Zamanımızın kitaplarının kodlamalarıyla karşı karşıya kalan bizler,Risale-i NUR ların sadeleşmesine nekadar cok ihtiyacımız olduğunun farkındayız.Ama neylersin ki bize söz düşmez.

  • http://profile.yahoo.com/SSVFJ4XOVSIGSI54NHBDVJHPLU Cem Kaan

    Sadeleştirme konusuyla alakalı değerli ve mukim abilerden Said Özdemir abinin bizzat üstadın yazısından ve kendi aleminden konuyu değerlendirişi: 

    http://www.risalehaber.com/news_detail.php?id=135889 

    Ahmaklığın şen’i odur ki, fayda vereceğim zannıyla zarar vermektir.

Arama

Loading

Mobify empowers marketers and developers to create amazing mobile web experiences. Tap to learn more

Mobify